barçaaaa.... (rehberi) - (16.6.2006) |
Barça....
Efenim, insanlar zaman zaman gitmek ihtiyacı duyuyorlar. Bu bazılarımız için biraz daha kronik bir düzeyde yaşanıyor. Sürekli gitmek halinde olanlar da var ama o vakit “gitmekâ€? artık referans alacağı bir nokta kalmadığından anlamsızlaşıyor kanımca. En iyisi, insanın gidesi geldiğinde gitmesi. O vakte kadar birikenler bu gidiş için yeterli olacaktır.
Benim de böyle bir gitmem gelmişti, son zamanlarda, içimde tutacak hal de kalmamıştı. Barcelona yollarına düşmek ve orada ikamet etmekte olan arkadaşımın yanına gitmek güzel bir alternatifti. Bu suretle hem hasret giderip hem de güzel bir şehri görmüş olacağımı düşündüm. Mesleki defekt de diyebiliriz buna, mevcut gidilebilir yerler arasından optimum olanı tercih ettim; Barcelona.
Barcelona daha önce iki günlüğüne tesadüfen gitmiş bulunduğum ama onun da bir gününde hasta olduğum için kıpırdayamadığım, hatıralarımda “çok güzelâ€? gibi basit bir tanımlamayla yer etmiş bir şehir. Bu sefer şehri görmekten öte yaşamını merak içindeydim. Yaşayan arkadaşlar da olduğuna göre günlük hayata kaynaşmak daha da kolay olacaktır diye düşündüm. Hem de bunu sevdiğin insanlarla yapmak daha da müthiş bir durum olacaktı. (çok zekiymişim gibi yazmaya başladığımı fark ettim, halbuki alakası yok, sadece size gezinin arka planını anlatıyorum)
Barcelonaya gidiş, evi buluş, ilk karşılaşmalar ve sarılmalar ve takibindeki bitmek bilmez özlem gidermeler ayrı bir hikaye ve biraz da bana özel. Ben size şehirden ve yaşamdan bahsetmek isterim. Bir nevi barcelona rehberi yani.
Orada bulunduğum zaman zarfında bir de Katalanların St. Jordi gününe denk geldim ki bence yeni bir yere gittiğinizde başınıza gelebilecek en güzel şeylerden biri festival/bayram zamanlarına, özel günlere denk gelmektir. Birçok insan bunları ayarlayarak çıkabiliyor yola tabii ama benim gibi has bel kader gidiyorsanız güzel bir sürpriz oluyor.
Barcelona şehri ilk bakışta “güzelliğiâ€? ile sizi çarpan bir şehir. Geniş caddeler, hem büyük görünen hem de büyüklükleri sizi rahatsız etmeyen taş binalar, cadde kenarlarında ağaçlar, aradan sızan güneş –gerçi biz indiğimizde yağmur serpiştiriyordu ama- hepsinin birleşimiyle oluşmuş, hareketli, insanı yakalayan, içine çeken bir şehir. Hayatın durmadığını, durmayacağını, sürekli hareketi ve ilk etapta bile gözlerinizle görebileceğiniz renkleriyle gösteren bir şehir.
Diğer bir çok Avrupa şehrinde olan meydan mimarisi burada da çok fazla görülüyor. Özellikle de ana caddelerden ayrılıp şehir merkezinde ara sokaklara girdikçe daha da bir tatlı oluyor o meydanlar.
Sokaklar beleş ve sokaklar bizim.
Havada güneş, elimizde içkilerimiz, sokaklarda oturmak, sohbet etmek en doğal hakkımız. Hayat sokakta yaşanıyor ve bu enerji öyle bir işlemiş ki her yere, sizi büyülememesine imkan yok. Eski binaları yıkmadıkları ve mimariyi aynı şekilde korudukları için bile ben müteşekkir hissettim kendimi, ki meydanları beni ne kadar sevindirdi tahmin edersiniz.
şehre ilk gittiğinizde tipik turistler olarak belli merkezleri geziyor olacaksınız. Sakin kendinizi kötü hissetmeyin çünkü bunların bazıları gerçekten de görmeniz gereken yerler. Mesela sagra de familia'yı ya da gaudi'nin evlerini görmeden gelmeyin.
Gaudi tam bir deli, ama çok sevdiğimiz bir deli. Doğadan esinlenmesi ve mesela park Güell gibi halk için yaptığı, ve her seferinde en küçük detayına kadar düşündüğünü, tasarladığını gördüğünüz yapıtları görülmesi gerekenler arasında. Zaten görecekleriniz bakışınızla doğru orantılı olduğunuzdan etraftaki çılgın turist kafilesine aldırmayın derim.
Arkadaşımın da dediği gibi, Barcelona avrupa'nın Antalya'sı gibi bir konumda, sürekli turist çeken, sürekli kalabalık sürekli elinde fotoğraf makineleriyle gezen insanları olan bir yer. Eğer turist kafileleri size can sıkıcı geliyorsa diye baştan belirtmek isterim; HER YERDELER…
şehir olimpiyatlar sırasında baştan sona yenilenmiş. Olimpiyat köyü de zaten turistlerin uğrak yerlerinden biri. Bu yenileme çalışmaları ile ilgili konuya daha sonra tekrar gireceğiz.
şehir, yürüyerek olmadığı yerde metroya binerek çok rahat gezilebilir, düzenli bir şehir.
İlk gideceğiniz merkez noktasından başlayalım gezmeye; . Plaza de cataluña. Burası taksim meydanı misali bir merkez, ve fekat daha ferah, daha geniş. Göbeğin etrafında meşhur el cort igles, fnac ve cafe de zurich ve diğer bir takım kocaman mağazalar var. Bunlar genelde beylik buluşma noktaları olarak da kullanılıyor. Fnac benim en sevdiğim mağazalardan biri, o nedenle bahsetmek isterim. Aradığınız film, müzik cd'si, kitap ne varsa bulabileceğiniz bir yer.
Plaça de cataluña'dan (Katalanca böyle oluyor) denize doğru yönlendiğinizde önünüze çıkan uzun ve geniş caddenin adı La Rambla.
La Rambla oldukça meşhur bir yerdir, Türkiyeyle özdeşleştirmek isterseniz beyoğluna benzetebilirsiniz. Fakat daha rahat ve geniş oluşu kıyas götürmez. Caddenin her iki yanında çeşitli turistik eşya satan dükkanlar, restoranlar vs. bulunur. Caddenin ortasından ise genişçe bir yaya yolu geçer. Açık havada turist fiyatları ile sangria içmek isterseniz bir çok cafe bulmanız mümkün bu yol üzerinde. Ve tabii sanatçılar yürüyüş yolunun her iki tarafında kılıktan kılığa girmiş sizin ilginizi ve de cebinizdeki bozuklukları alabilmek için beklemektedir.
bir de aşağıya yürüken sağ tarafınızda bir minik hal göreceksiniz, girin ve tave meyve ve dondurmalardan deneyin derim..
La rambla'nın sonu Plaça de Colomb'a çıkar. Ve artık karşınızda deniz görünmektedir. Bu şehrin sahil şeridi ayrı bir güzel bence. Bir alışveriş merkezi, Avrupa'nın en büyük akvaryumlarından biri ve haliyle yat limanı ilk etapta ulaşacaklarınız. Burada bence en önemli nokta estetik. Alışveriş merkezi büyük ve bu nedenle hantal ve çirkin bir görünüm vermesi beklenirken, oldukça estetik düzenlenmiş, bir tarafından bir asma köprü üzerinden ulaşılan bir yapı. Hemen yanında ise Ocianarium bulunmakta. Ben bir önceki ziyaretimde girmiştim ve de çok etkilenmiştim. En güzel kısmı içinden geçebildiğiniz ve üzerinizde yüzen balıklara bakabildiğiniz dev bir havuzu olması.
Sahil şeridi bu kadarla sınırlı değil. Daha da ileriye yürürseniz benim şehirde en sevdiğim yerlerden birine geleceksiz; plaja. Uzunca bir plajı var şehr-i barcelona'nın. Kumları nereden getirmişler bilmiyorum ama altın rengi, parıldayan, ve de fena yapışan türdeler.hava biraz güzelleşince insanlar kendilerini plaja atıyorlar. Eğer bir de şanslıysanız karşınsızdan geçen tanker görüntüsü de olmayabilir. Yalnız uyarayım; su soğuk.
Sahilde ilerlerken bakır rengi, ışık vurdukça parıldayan dev bir balina heykeliyle karşılaşacaksınız. Aslında tam bir balina değil, daha çok bir balina abstractı. Sanat tarihi konusunda çok bilgili olduğum söylenemez ama bu heykel yeni “abstractâ€? akımdan etkilenmiş bir çalışmaymış. Bu akımdan etkilenmiş başka çalışmalar da göreceksiniz şehrin farklı köşelerinde.
şimdi, ana çıkış noktanızdan dev bir L çizdiniz, geriye plaça de clomb'a doğru yürürken aynı yolu değil de daha farklı bir güzergahı kullanalım diyorum. Ve L'nin bir ucunu tamamlamadan Gothic Barrio (gotik mahalle)'ye dalalım..
Burası adından da anlaşılacağı üzere eski şehir. Daracık sokaklardan ilerlediğiniz, güzelim binaların olduğu bir yer. Turistik olarak onu gör bunu gör diyecek bir şey yok, ama havayı hissetmenizi isterim. (ha bir de sidik kokusu durumu var. Zira umumi tuvalet diye bir şey pek yok ve sokaklara işemek genel adet. Her ne kadar her gece sokaklar yıkansa da yine de gündüzleri keskin bir koku duyarsanız şaşırmayın)
Plaça de Cataluña'dan La Rambla'nın tam ters istikamete ilerlerseniz Diagonal isimli, şehri bir uçtan bir uca kesen nadide caddeye çıkıyorsunuz. Bu caddenin şehri nasıl kesitiğini satılan kartpostallardaki tepeden görünüşlerde göreceksinizdir. Uzun ve geniş bir cadde diagonal. Zaten Gaudi'nin evleri de bu cadde üzerinde. Önlerinde genelde uzun sıralar var ve pazartesileri kapalılar. Ayrıca kimilerine saat 14den sonra girilmiyor. Bu nedenle gidecekseniz sabahtan gitmenizi tavsiye ederim. Bu evlerden çıkan bazı eşyalar, Parc Güell'deki Gaudi evi'nde sergilenmekteler.
Parc Güell şehrin daha kuzey tarafında konumlandırılmış, güzel bir park. Buraya da Sagra de familia'ya da gitmek için metroya ihtiyaç duyacaksınız. 10 kullanımlık bilet alabilirsiniz ya da her seferinde tek kullanımlık olanlardan alabilirsiniz ama diğeri daha ekonomik olacaktır. Tek yön, tek gidiş 1,20 €.
Ama şöyle bir imkan da var mesela, turisttik otobüsler vardır bilirsiniz üstü açık. Bunlar palaça de colomb'dan kalkıyor(du yanılmıyorsam) ve şehirde üç hat üzerinden hareket ediyorlar. Görmek istenebilecek tüm mekanlara uğruyorlar. Bunlara neu camp da dahil. 20€ civarındaydı sanırım fiyatları, binmediğimden tam bilemiyorum ama bu da uzak mesafelere gidiş için bir seçim olabilir.
Bir diğer toplu taşıma ihtiyaç duyulacak nokta da montjuic. şehrin batısındaki bu tepede, olimpiyat stadı, parklar , montjuic kalesi ve joan miro müzesi var. Buraya “paralelâ€? metro durağından kalkan bir teleferikle ulaşılıyor. Yalnız uyarayım teleferik de bir yere kadar götürüyor. Ben bu kaleye ulaşamadım mesela, yokuş yukarı bitmek bilmez bir çıkış vardı. Bir de etraftaki ağaçlar baharda alerjisi olanlar için pek keyifli olmuyorlar. Turistik otobüsler yine buralardan da geçiyor, daha hızlı ve kolay olabilir.
Sagrada famila için de çok söylenebilecek şey yok sanırsam, gittiğinizde göreceksiniz zaten. İhtişamlı bir yapı. Ayrıca içine girmek ve –gücünüz yeterse- kulelerine çıkmak da imkanlı.
Ama bence barcelonada görülecek yerlerden çok hissedilecek bir hava var. Akdeniz şehrinin sıcaklığı, açıklığı ve her tarafından sanat fışkıracakmış gibi bir
hali var. Bende, sürekli hareketi ile sanki “her şey mümkünâ€? dercesine bir umut duygusu yarattı.
Eğer bir yeri gezerken turist gibi gidip, görüp fotoğraf çekmek sizin için yeterli değilse, ve mesela insanlarla sohbet etmekten hoşlanırsanız, barcelona bunun için ideal mekan. Aslında rahatça genellenebilecek şekilde İspanyollar bu konuda çok açıklar. Zaten Fransızlar “pirenelerden aşağısı Avrupa değilâ€? diyerek İspanyolları aşağılamaya çalışıyorlarmış. Hani merak etmeyin, bu ispnayollar Avrupalı değil.
şehirde belirli bir doğal güzellik ya da tarihi miras olmadığı için, bahsettiğim havanın yaratılmasında insanların payı çok büyük.
Ben Saint Jordi gününde Jordi ile tanıştım, aziz olanı değil tabii, 27sinde bir katalan genci.
Saint jordi günü bir nevi yerel sevgililer günü. Jordi; Katalanların azizi. Yıllar boyu franco zamanında asimile edilmeye çalışıldıklarından şimdi bir nevi ulusal bayram tadında kutluyorlar bu günü. Adete göre kızlar erkeklere kitap alıyor, erkekler de kızlara gül. Haliyle çılgın bir gül ve kitap satışı oluyor. Her yerde sarı-kırmızı katalan renkleri rafyalarla süslenmiş güller satılıyor ve hemen yanlarında da kitap standları var. Gün 23 nisan.
Dediğim gibi günün anlam ve önemi sadece kitaplar ve güllerle sınırlı değil. Katalanların bağımsızlık istediği bir dönem de olduğundan bağımsızlık gösterileri düzenleyenler özellikle bu günlerde daha etkin faaliyet gösteriyorlar.
Nitekim ben meydanlardan birinde gezinirken, bir baktım, meydanın bir ucundan ellerinde pankartlar, bayraklar bir grup slogan ataraktan alana giriyor. Alanın ortasına kadar ilerleyip, kare çeklindeki meydanın bir kenarını oluşturan belediye binası önünde durdu grup. Burada hemencecik bir platform kuruldu, bir vosvos minibüsten ses teçhizatı çıkartıldı ve monte edildi. Sonra marş okundu, konuşmalar, deklarasyonlar yapıldı. Sonra da eylem bitti, eşyalar toplandı, ve sessizce dağınındı. Akabinde yine müzik ve dansa devam tabii.
Tüm bu süreçte ne oluyor burada sorularımı yönelttiğim Jordi daha sonra bana şehrin yaşantısı ve genel politik durumla ilgili de birçok bilgi verdi .
Daha önce değineceğim dediğim üzere, bu sahil şeridi mesela, olimpiyatlar zamanında yapılmış. Aslında jordi'nin dediğine göre şehre o kadar büyük bir makyaj yapılmış ki bu sırada, gelen herkes bunu görüp aşık oluyor diyor. Oysa durum bundan çok daha farklıymış. Jordi, buraya gelen turistlerin la rambla'yı, plajı, sagra de familia'yı görüp, barcelonayı bu sanmalarından oldukça rahatsız. Mesela ücretlerin ne kadar düşük olduğunu, ya da kadınların erkeklerden daha az ücret aldığını, kapalı Katolik toplumundaki aile içi şiddetin çok yüksek boyutta olduğunu bilmiyorlar diyor. İstatistiklere göre hergün bir kadın ölüyor, kimsenin bir şey yaptığı yok diyor. Ayrıca polisin eylemlerdeki baskıcı tutmundan da şikayetçi (ama tabii türkiyeyi bilmiyor) ve bir de tabii pahalılıktan şikayetçi. Gerçi kendisi barceolnada yaşamıyor, yakın bir köyde çiftçi olan ailesiyle yaşıyor. Ama barcelona memleketi olarak bile ona uzaklaşmaya başladığından durumdan pek keyif almıyor.
Bakın çok şikayeteden bir insan gibi izlenim yaptı ama oldukça sevimli bir arkadaştı kendisi. Benim algılamakta zorlandığım güzel bir uygulamadan bahsetti. Gençler boş evleri gidip istila edip, bir tür sosyal-sanatsal merkez haline çeviriyorlarmış. (ya da oturup içiyorlarmış) ama genel olarak böyle bir buluşma yeri ayarlamaları, bunu da mini işgallerle yapmaları benim çok hoşuma gitti. şimdilerde polis bizi oralardan çıkartmak istiyor diyor Jordi.
şehri gezerek ve sohbet ederek geçirdiğimiz üç dört saat sonunda Jordi bir beyefendi gibi geleneklerini uygulayarak bana bir de gül aldı.
Ama ben anı kısmını bırakıp rehber kısmından devam edeyim ve benim için her gittiğim yerde en önemli konulardan birine geleyim: yemekler.
Bilirsiniz İspanyolların meşhur yemeği paella'dır. Paella (paeyya okunur) özel yayvan dökme demire benzeyen tavasında pişirilen, bol malzemeli sarı renkli bir pilavdır. Genelde “defaultâ€? hali deniz ürünleriyle yapılanıdır. Karides, kalamar, midye, ıstakoz, yeşil fasulye, biber, tavuk/tavşan gibi malzemelerin, safran ve diğer bir takım baharatlarla pişirilmesi ile elde edilir. Bence pek lezzetlidir. Önce pilavı sonra böcekleri yemeniz tavsiye edilir, çünkü ayıklanmış halde gelmezler.
Bir de bu yörenin genel olaraktan deniz mahsulleri pek meşhur, bir deniz mahsulleri ortaya karışık ızgara tabağı yedik ki, rüyalarıma giriyor arada bir. Barcelonatta'dan plaja doğru yürürken restoranlar var, benim yediğim ve de gayet başarılı bulduğum el rei de la gamba isimli bir restorantdı. Fiyatları da kısmen uygundu. (resmini çekmek istedik ama yedikten sonra aklımıza geldi :)
Diğer bir yöresel yemek bazıda takılan yiyecek; tapas. Tapas; “açsan sana ekmek üstü iki parça bişey koyayım yeâ€?nin yemek olmuş ve satılmakta olan versiyonu. Bana şahsen ilginç gelmiyor ama sevenleri de çok.
Bir diğeri tortilla de patatas. Bu da bildiğimiz yumurtalı patates. Öğrenci evinde kalmış herkes bilir bu yemeği. Yalnız arkadaşlar bunun içine yaparken biraz da soğan kavuruyorlar ve de 2-3 parmak kalınlığında, pasta görünümünde olacak şekilde hazırlıyorlar. Yanına da tabii ki domates ve zeytin yağına daldırılmış bir dilim ekmek (bunun özel bir adı vardı ama hatırlayamıyorum)
Zeytin yağı ve domates ikilisi, Akdenizli olmaktan kaynaklı sanırım, pek bir elzem. Mesela sabah kahvaltı yapmak için bir mekana girdiğinizde kahvaltı için nerdeyse sadece sandviç olacağından siz de bir tane sipariş vereceksiniz.(sandviç= bocadilla- bokadiyya okunur). Büyük ihtimalle de klasik stil jamon y queso bulacaksınız, yani janbon ve peynir. Fakat sandviçi hazırlarken de önce ekmeğe biraz domates sürüp üzerinde zeytin yağı gezdiriyorlar, ki lezzeti arttıran bir yöntem bu. Ayrıca ben bacon'lu olanı daha çok tavsiye ederim. Bunun için en güzel mekanlardan biri gothic barrio'daki “bodaâ€?. Kahvaltılarımı orada yaptım, zira birlikte olduğum arkadaşlar uykuyu seviyorlardı. Tezgahın arkasında güler yüzlü iki hatun sandviç ve meyve suyunu hazırlarken, sakin bir ortam ve fonda çalan manu chao… sandviçleri de kısmen diğer yediklerime göre başarılıydı. Ama genel olarak malzemeden çalma huyu herkeste var.
İçecek konusuna gelirsek, ilk bahsedilmesi gereken tabii ki cava. şampanya olmaya çalışan bira olarak tanımlayabiliriz cava'yı. Çok hafif bir içimi olan, kimi yerlerde su yerine kullanılan içki.
Fakat eğer içkiden bahsedeceksek, ben size desperados'u denemeden gelmeyin derim. Oraya özel değil belki, ama olsun, ülkemizde satılmıyor, siz de satılan bir ülkeye gitmişiniz bulun ve için…içinde güzel bir miktar tekila ihtiva ediyor sevgili desperados. “biraâ€? adı altında satılıyor ama ona bira diyen utansın. Yüksek alkol oranı, güzel lezzeti, harika içimi ile desperados biranın çok ötesinde bir içecek. Ben yeri gelsin gelmesin söylemek isterim.
şaraptan bahsetmek gerekirse, ki bence gerekir, rioja şaraplarını anmadan geçemeyiz. Ne yazık ki bunların hangisi daha iyi denemelerimin bir yerinde sarhoş olup bilimsel çalışmamı sabote etmiş olsam da, el torro dünyaca bilinen bir marka, bunu belirtmek isterim. Bir de markete gittiğinizde 3 eurdan başlayan fiyatlarla tonlarca şarap görüyorsunuz. Pahalandıkça güzelleşiyor doğru orantısı tavsiyeden daha kolay bir yol olabilir.
Gittiğiniz zaman da dikkatinizi çekeceği üzere iki apartmana bir meyhane/büfe arası yerler göreceksiniz. Bu şehirde kendi muhitindeki bara gitmekten öte kendi apartmanındaki bara gitmek haline gelebilecek kadar çok fazla bu tarz mekan var. ben yine mesleki defekt gereği, acaba bunlar para kazanıyorlar mı diye düşünmeden edemiyorum. Ama bu samimi ortam bence güzel.
Bunların dışında 5 apartmana bir de “irish pubâ€? var. hani avrupanın antalyası deyimi var ya, kuzeyden sürekli ve akın akın gelen alkolik insan grubu bu barlara hasta. Ve de gözlemlediğim üzere hepsi her akşam dolu. Mekan olarak benim özel bir tavsiyem olamayacaktır bu konuda. Ama bence zaten gidip barlara oturmayın. Avrupa'da genelde hakim olan, şimdilerde ispanyada yasaklanmaya çalışılan “botellonâ€? kültürüne siz de katılın derim. Bu bir tür “meydanlar bizimdir, ve meydanlar beleştirâ€? durumu. Gençler ellerine içkilerini alıp, sokaklarda meydanlarda arkadaşlarıyla içiyorlar.
Sonra da etrafa işiyorlar.
Hükümet de bunu yasaklamak istiyor. (son durum ne bilmiyorum, takip etmedim)
Gece yaşantısıyla ilgili diğer bir konu, inanılmaz boyutlara varmış olan esrar ve uyuşturucu kullanımı. Aslında ülkede yasal değil ama bunu takan yok.. Gençler kafelerde otururlarken hemen sarıverip içiyorlar, ve kullanım yaşı 15lerde. Haliyle gece kulüplerinde durum iki cigara düzeyinde bir masumiyette değil. Bu da küçük bir bilgilendirme olsun.
Son olarak gotik mahallede manu'nun arkadaşlarıyla müzik yaptığı bir de barı var. gitmek isterseniz adres tarifi internette bulunmakta.
Ben güzel insanlarla güzel bir şehirde çok güzel zaman geçirdim.
Özellikle güzel muhabbet eşliğinde yenilen karidesler sonrası dondurma kısmındaki sevinç çığlıklarımı hala hatırlıyorum.. Beni ağırlayan canım arkadaşıma da buradan teşekkür etmek istiyorum. Beni yedirdiği ölçüde mutlu olduğumu keşfedip, önümden yemeği, yüzünden de sıcak gülümsemesini eksik etmediydi, sağolsun…
(Özledim bak yine yaa….)
iyi gezinmeler…
Evin