gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



Tori Amos

Tori Amos - (11.7.2005)

nasıl anlatmak gerek ben de tam olarak bilmiyorum. Sabah serinliği vardır ya, titretir içini ama üşümezsin aslında, hani üşür gibi olursun ama yok işte zevk de alırsın. Hava limonata gibidir, biraz karanlık, sakin ve lezzetli. Gücünün farkında ama son derece mütevazı… Ve dünyada her şey mümkün gelir insana, o dinginliğin gücü vücudundan ışıldar sanki.

Ya da en azından ben öyle hissederim. İşte size bahsetmek istediğim Tori Amos da böyle bir duygu benim için. 10 temmuz akşamı aylar öncesinden biletini aldığım konsere giderken çok fazla heyecanlı değildim belki, sadece hafif bir kıpırtı. sonra bir de arkadaşları görünce mekanda, olay uzun zamandır beklediğin bir konserden çok sosyal bir olay gibi görünmeye başladı. Karşılaşmalar merhabalar içeride de devam etti. Sohbetler uzadı, her konserde olduğu gibi kimse zamanında yerleşemedi. Bir elde cep telefonu ben buradayım bak el sallıyorum diyerekten uzaklara eller sallandı. Sonra anonslar yapıldı, birkaç dakika içinde başlayacağına dair konserin, uyarılar yapıldı, herkes daha bir yerleşti. Ama o ana kadar hepsi yalandı.

Işıklar söndü, sahnenin sağ köşesinden bir fener ışığı eşliğinde beyazlar içinde uçuşarak bir peri kızı hafifliğinde tanrıça sahneye girdi ve önümüzde secde etti. Yıllardır onu burada görmeyi bekleyen kalabalık ise bir anda ayağa fırladı ve çığlıklarla ıslıklarla alkışlarla karşıladılar. Ben? Ben, sanki uzun zamandır görmediğim ve artık varlığının gerçekliğine inanmakta zorlandığım, sanki beynimin bir yaratısı sandığım kadını, arkadaşımı, karşımda görmekten şokta, gözlerimden yaşlar boşaldı. O, hafif rüzgarlı havada uçuşan elbisesiyle parmak uçlarında koşarak piyanosuna gitti. İlk tınılar ve işte şarkısını söylemeye başladı. ne kadar tanıdık ne kadar bildik, ne kadar özlemişim, ne kadar güzel… o söyledi ben ağladım. Bu güzelliğin karşısında yapılabilecek çok şey de yoktu zaten. Tanrım nasıl bir tutkudur, nasıl bir enerjidir, içeriden derinlerden bir yerlerden gelen, çıkmak için çabalayan, sadece sesinden değil her yerinden yayılan, ışıyan ve hatta onun yerinde oturarak çalmasına engel olan, içinden fışkıran … Onun yaptığına piyano çalmak denildiğini sanmıyorum, piyanosu zaten onun bir parçası. Ama işte ellerini kullanmadan da işlemiyor, oysa mesela bıraksalar düşünceleriyle de çalabilirdi pek tabii.. ama ah işte ellere gerek var, yoksa ne de güzel dans edecekti bir yandan. şimdi yerinde zor duruyor ama biz de farklı durumda değiliz ki sadece seyircilerin arasındayız o kadar. Eski yeni tüm albümlerinden bir iki şarkı söyledi bizim için (ya da kendisi için) tam iki saat boyunca. İki saat boyunca bir an bile detone olmadan, içinden geldiği gibi rahatlığında ve özgürlüğünde, sonra sıcak ve akışkan; hani kışın çok üşümüşken vapurda içilen salep gibi.… Ben iki saat daha dinlerdim, hatta istedim evde olsa mesela arada mırıldansa, söylese çalsa, ben de mest olmuş bir halde bir kenarda dinlesem. Ama işte konser bitti.. mütevazı tanrıça geldiği gibi yine uçuşarak gitti. Bir temmuz akşamı yüreklerimizi sabah serinliğine bırakarak...