gezgin.com yeni kayıt | giriş 
notlar
aktiviteler
fotoğraflar
gezi yazıları
forum


not ekle
fotoğraf ekle
aktivite ekle
yazı ekle
foruma yaz



lizbon rehberi

lizbon rehberi - (5.12.2005)

gezilecek yerler:
havaalanından alacağınız bir lisbon guide çok işinize yarayacaktır. Lizbon küçük bir şehir ve tamamını gezmek için iki gün yeterli. şehir merkezi baixa, chiado, barrio alto, rossio ve alfama bölgeleri olarak özetlenebilir. Tamamı yürüyerek gezilebilir ve de çok zevkli olur. Zaten fazla olmayan trafik, trafiğe kapalı yollar sayesinde şehir merkezinde iyice hafifliyor. Praça dos commerce meydanına açılan ana yol dışında yollar genelde küçükler. Kenarlarında cafeler ve mağazalarla çevrelenmiş, genelde bina yüzeylerinin çini fayanslarla kaplı olduğu sokaklar. Barrio alto şehrin barları ve gece klüpleri ile dolu olan kısmı, ben tüm gün deliler gibi yürüdüğümden akşam sızdım kaldım, bu nedenle burası hakkında bir fikrim yok. Alfama ise kalenin ve katedralin olduğu eski şehir diye özetlenebilir. Daha detaylı yazmıyorum çünkü Lizbon ile ilgili herhangi bir taramada görülecek yerler listesi bulmak mümkün. Kaldı ki boşverin o listeleri yürüyün, bakın, neler göreceksiniz.

Bir diğer bölge belem bölgesi. Burada Belem Kulesi, Belem kültür merkezi, Jeronimas manastırı ve arkeoloji müzesi ve keşifler anıtı bulunuyor. Belem kulesi unesco'nun dünya kültür mirası listesine girmeyi başarmış, güzel bir parça. Manastır da ha keza çok güzel, böyle vıdı vıdı işlenmiş falan.. neyse ben belem kültür merkezinden bahsetmek istiyorum. Mimarisi bana adamlar yapmış dedirten, sevinçten zıplatan (bu arada saat sabahın 9u falandı, Lizbonlular işlerine şiş gözlerle geliyorlardı) çok güzel bir yapı. Yani mimarinin sanat olarak topluma kattıkları üzerine bir saat konuşulur burada; birisi kültür merkezi nedir ve nasıl olmasıdır üzerine tartışaraktan böyle bir projeye gitmiş ki ben tebrik ediyorum. Belem bölgesine şehir merkezinden kalkan 15 numaralı tramvayla ulaşılıyor. Tek gidişlik bilet alırsanız 1,2 Euro. Belem pastanesi de yine bu bölgede.

Bir diğer köşesi de doğu tarafında expo 98 için yapılandırılmış bit bölge.buradaavrupanın en büyük akvaryumu, yine mimarisiyle adam yapmış dedirten vasco de gama alışverş merkezi, ve bir sürü güzel yapı var. Bir gidip çevreye bakımlık hoş bir yer. Bu arada Portekizliler (vasco de gama alışveriş merkezi, köprüsü, sokağı vs.) den de anlaşılacağı üzre kültürel miraslarına ve de özellikler keşifler konusuna çok bağlılar. Alışveriş merkezlerde de bu temayı görebiliyorsunuz. (sadece bunda da değil)

Ne yenir: eğer deniz ürünlerinden hoşlanıyorsanız çok fazla seçenek var. Ben pek haz etmediğimden birkaç çeşit denedim ve ötesine geçmedim. Fakat portekizin brezilya ile olan yakın ilişkisinden kaynaklı etrafta bir sürü brezilya lokantası var. Bunları kesinlikle tavsiye ederim, mesela churrasco (şuaşko gibi okunuyor) tandırda pişmiş, sığırın değişik bölgelerinden alınmış etlerin sırayla servis edilmesi durumu, bir tür barbekü. Bir de bunun sizin burnunuzdan et çıkıncaya kadar yapılan servis versiyonu var ki onun da adı rodizio (hucizju gibi okunuyor). Ben şahsen pek beğendim, her ülkede yapılması gereken bir eylem, gerçi brezilyalılar bu sistemi makarna ve pizzaya da uyguluyorlarmış. Onları da ayrıca tebrik ediyoruz. Bir diğer brezilya yemeği de eskiden kölelere verilen siyah bir suyun içinde yüzen fasülyeler. Bu yemek pizlavla birlikte yeniyor, alta pilav üste de fasulyeleri koyuyorsunuz, feci bir görüntü ama tad güzel. Portekizlilere ait olaraktan bir de tatlı tavsiyesinde bulunayım, bahsettiğimiz belem bölgesinde eskilerden kalma bir pastane var ve bunların yaptıkları özel bir tatlıları var; pasteis de belem. Topkek altı şeklinde pozisyonlandırılmış çıtır milföy hamuru içinde bir tür muhallebi çeklinde özetleyebilirim. Gayet lezzetli ama gerçekten de lizbon'da en iyi yapan yer bu pastane. Diğer başka tatlılar da denedim ve fakat isimlerini burada zikredemiyorum, yalnızca not aldıklarımı söyleyebiliyorum zira Portekizce pek garip bir dil.
Snack bar tarzı yerlerde ayak üstü atıştırmalık bizim muska böreğine benzer börekler ve minik çiğ börek formatında başka börekler var. Bunların içinde kıyma, tavuk ve karides şeklinde seçenekler var, yağda kızartılmış ve de gayet lezzetliler. Atıştırmalık idealler. Bu arada benim birşeyler aldığım her yerde satıcılar çat pat İngilizce konuşuyordu, neyin ne odluğu konusunda da sorun çekmezsiniz.
İçki içmek kısmı bana pek bir komplike geldi çünkü alıştığım formatta bir bar göremedim. Bizim bakkalla barış büfearası, yemek de veririrm çocuklara çiklette satarım mekanlarda içki sevisi yapılamkta. (fotograf kısmını bir tane ekledim) burada şahızlar ayakta içkilerini yudumlayıp gitmekteler. Cervejera bira anlamına geldiğinden, üzerinde bunu gördüğünüz heryerde içilebilir. İki tür biraları var sagres ve super bock. Çok lezzetli olduklarını söyleyemicem kendi adıma, ama denemek gerek tabii..
şarabı deneme imkanı olmadı ama zaten hangi birini denicen dedim kendi kendime, deneyenler anlatsın artık

Lizbon civarı:
Lizbon civarında gidilecek çok güzel sahil kasabaları var, bunların da tamamı için bir gün yeterli olacaktır.
Oieras: Lizbondan çıktığınızı bile fark etmeden çat diye varılan küçük güzel bir belde. Güzel kocaman kumsalları var, ve de hava genelde rüzgarlı olduğundan kumsallar sörfçülerle dolu.
Estoril: ne ara vardık kardeşim yakınlığında bir başka güzel sahil kasabası. Oierastan batıya doğru ilerlediğinizde karşınıza çıkıyor. Çok sevimli, güzel pahalı villaların denize nazır konuşlandığı, küçük sokaklarında küçük kafeleri ve dükkanları olan tipik bir Akdeniz kasabasının hafif cilalanmış hali, ama hala çok güzel. Ortasında kocaman bir casinosu var, kasaba ile biraz tezat oluştursa da göz ardı edilebilir.
Cascais: batıya doğru ilerlemeye devam ediyoruz ve birazdan karşımıza başka bir sahil kasabası çıkıyor. Bu diğerinden de sevimli. Küçük bir marinası var. Çok sakin, çok güzel, her şeyiyle insanın içinde çiçekler açtıran bir yer. Üstelik Lizbon'a da çok yakın, marinadan bakınca Lizbon şehrini görebiliyorsunuz. Aralıksız gidilse bir saat sürmüyordur eminim (ben işe 1 saatte gidiyorum). Küçük güzel evler var her tarafta, renkli panjurları ve dantelli perdeleri olan. Sokak isimleri geleneksel olarak çinilerle yazılmış. Bir ara beni buradan bırakın diyesim geldiydi.
Neyse, devem edelim yine batıya doğru: Avrupa kıtasının en batı ucuna geliyoruz. Burada okyanusa bakan tepenin üstünde, stephen king hikayelerinde olsa korkacağınız ama güzellik karşısında sadece gülümsediğiniz bir deniz feneri var. Bir de biraz ileride okyanusun hemen üzerinde, heryeri izler gibi görünen tepenin üzerine dikilmiş bir sütün, üzerinde de bir haç ile işaretlenmiş en batı nokta. Sonrası, okyanus… alabildiğine…. kendinizi yitmek ya da bulmak adına...

Sintra:tahmin edileceği üzere bu da küçük bir kasaba ama sahilde değil. Burada eskiden kraliyet ailesinin kullandığı yazlık saray varmış. Fakat yazlığa dikiz, kasabanın tepesinde, resmen tırmanarak çıkılan bir yer. Ayrıca yine bu bölgede zamanında fastan gelenlerin yaptıkları bir kale var. Fakat büyük oranla yıkılmış, sadece surlar kalmış, onları da turlamak cidden efor gerektiriyor. Ve fekat lizbondan bu kadar kısa mesafede kendiniz ormanın ve denizin içinde bulmak harika, hem şehir hayatı hem de değil…
Buralara toplu taşıma ile nasıl gidilir bilmiyorum, biz arabayla gittiğimizden kolay oldu ama bu konuda loney planet rehberinden ya da İngilizce bilen ortalama bir Portekiz vatandaşından yararlanılabilir.

Portekizliler benim gördüğün kadarıyla çok cana yakın sıcak arkadaşlar. Bir şey sorduğunuzda hemen yardımcı olmaya çalışıyorlar, kendini paralayanlar var. Benim oteldeki resepsiyondaki amcalar resmen işi gücü bırakıp bana harita anlattılar bir ara. Ayrıyeten de çok güzeller. Ciddi sinir bozucu güzeller. Nerden geliyor değirmenin suyu bilmiyorum ama öyle yani.

Bu kadar işte şehr-i Lizbon. Ne demişler en güzel bon bon Lizbon…